Bir Ruh Bir Beden

Ve kısa bir süre sakin ve zayıf bir şekilde nefes alarak öylece kaldı, sanki o her yanı kaplayan sessizliğin gerçeği geri getirmesini ve her şeyin normale dönmesini bekler gibiydi. “

Yolda onlarca hatta yüzlerce insan içerisinde yalnız başınıza yürürken, birden bir hafiflik geliyor. Önce inceden bir hoşunuza gidiyor, ardından bir boşluk dolduruyor o anlamsız duyguların yerini. Yürüyorsunuz fakat asla yorulmayacak gibi, rüyalarda yürüyorsunuz.

Bazen sizin de dalgın olduğunuz zamanlarda bir boşluk hissi gelir ama hemen geçer. Hatırlamazsınız bile. Yarın önemli bir işiniz vardır ve o gece yatağınıza uzandığınızda vücudunuz birden kuş kadar hafif ve elleriniz yumuşacık olduğunu hissedersiniz. Her insan farklı şekilde yaşayabilir. Bu durumu çok nadir yaşadığımızdan dolayı, o kadar umrumuzda olmasa da, bu his yüzünden intihar eden onlarca insan var.

Öyle bir gün gelir ki bu his sizi içine hapseder, daha sonra insanlardan ayırır ve sizi deliye çevirir. Bu hisse tam olarak Depersonalizasyon adı veriliyor. Uzun bir adı olmasına karşılık hayatınızdan büyük parçalar koparan psikolojik bir durum.

Kısaca tanım yapmak gerekirse:

Depersonalizasyon bireyin kendine yabancılaşma, kendinden kopma durumudur. Genellikle kişilerde tek başına görülen bu durum bazı kişilik bozuklukları ile birlikte de görülebilir.


Neden Oluşur?

Bazı zamanlar bir olaya ya da olaylara çok kafa yorarız. Maalesef günümüzde de strese girmemek elde değil. Beynimizin ağırlaştığını hissederiz. Fakat insan psikolojisi fazla ağırlığı kaldıramaz ve kendini korumaya alır. Bu esnada beyinde oluşan bu tepki yüzünden tıpkı vücudunuzun içi boşmuş gibi hissedersiniz. Tabi genellikle hemen kurtuluyoruz bu durumdan. Fakat bazı insanlar bu garip duygudan rahatsız olur ve endişeye kapılır. Hafifleme hissi onlar için anormal bir durumdur. Zaten hayatlarında onlarca stres kaynağı varken bir de böyle bir şey yaşamaları onlar için daha yorucu olur. Beyin zorlanır, zorlanır, daha da zorlanır ve bu süreci devam ettirir. Birey kısır bir döngüye girmiştir ve artık sadece bir hafifleme yoktur. Ruh adeta bedenden ayrılmıştır. Ve kendini izliyormuş gibi hissedilir. Ellerinize bakarsınız ve size garip gelmeye başlar. Aynaya baktığınız zaman zaten içinizde olduğunuz durum bir boşluk iken daha da karmaşık duygular içine girersiniz. Yemek yerken, müzik dinlerken ve herhangi bir günlük aktivitenizi yaparken bile artık tamamen boşluktasınızdır. Konuşuyorsunuz, arkadaşınızla ya da ailenizle sohbet içine giriyorsunuz ama o esnada size hiçbir şey eskisi gibi gelmemeye başlıyor. Aklınız sürekli “boşluktan nasıl çıkacağım” modunda. Yaparken zevk aldığınız şeyler size tamamen tatsız tutsuz geliyor. Kendinizi zorluyorsunuz hatta belki de sizi mutlu eden şeyleri aynı biçimde yapıyorsunuz fakat nafile. Kendi hayatınızı dışardan izlemek dışında başka bir şey yapamıyorsunuz. Dışardan zerre farklılık olmamasına rağmen gözünüzde dünya artık kendinizi izliyormuş gibidir. İnternete girer belki de sabahlara kadar çare ararsınız. “Şizofren miyim acaba, hayır hayır ben panik atak olabilirim” dersiniz. Ama bunlardan hiçbiri değil. Siz artık kısacası deperdesiniz.

Tamam stres dedik fakat bu hastalığa yakalanan çoğu kişi OKB ya da anksiyeteyi, az veya çok farketmez, yaşayan kişiler. Takıntılar, şüpheler, anlamsız düşünceler bu olayın fitilini ateşlemekte yeterli.


Yaşanabilecek Olası Durumlar

Bir kaç gün geçmiştir fakat yine aynı durumdasınızdır. Günler size artık sıkıcı gelir. Gün boyu oturup kara kara düşünürsünüz. Hatta düşündüğünüzü dışarıdan görürsünüz. Bir tabureye oturup yaşayamadığınız yaşamınızı izliyormuş gibi. Canınıza tak eder. O kadar günlük işleriniz, okulunuz veya işiniz varken, her şeyi boş viteste yapmak ve hatta bedeninizin yapışını izlemek gerçekten bir insana acı veren en büyük şeylerden birisi olabilir. Görünüşünüz yorgun bir hal almaya başlar. İnsanlar sorduğunda “yok bir şey” diyip geçirirsiniz veya en yakınınıza durumu anlatmaya çalışırsınız fakat kelimeler anlamsız kalmaya başlamıştır. İşte o zamanlarda Derealizasyon evresine geçiş yaparsınız. Kafayı yiyecek duruma gelirsiniz, çünkü artık hiç bir şey size somut gelmemeye başlar. Ağırlık, hız ve yükseklik gibi kavramlar birbirine girer. Beyin algılayamaz olur. Yolda tek yürüdüğünüzde, biri size motorla çarpsa hissetmez hale gelirsiniz. Artık son evredesiniz. Tamamen boşluk ve yalnızlık. Ölüm korkusu başlar. Sürekli ölüm odaklı düşünceler… Beden ve ruhunuz ile baş başa kalırsınız.


Nasıl Tedavi Edilebilir?

İki seçeneğiniz var, biri antidepresan ve uyuşturucudan daha ağır ilaçlar kullanmak ve bir diğeri ise beyninizi kandırmak.

Ben bu durumu tam 3 ay yaşadım. Kimse anlamamasına rağmen kendimi zorladım. Sırf o ilaçları kullanmamak için yeni yöntemler aradım. Bana ilaç tedavisinin daha iyi olduğunu söyleyebilirsiniz fakat gerçekten ilaçla olacak bir şey değil. Tamamen beyin ve psikoloji.

Peki nasıl kandıracağız kendimizi?

  • Mekan değiştirmeye gayret gösterin.

Çünkü mekan değiştirdiğinizde beyniniz o ortamı incelemeye ve sindirmeye çalışır. Açık havada olan tercihleriniz çok daha iyi olacaktır. Bunun sebebi çok fazla hareketli nesne oluşudur.

  • Topluluğa karışın.

Topluluğa karışmak sizi daha çok dinç kalmaya zorlayacaktır. Bir şey çaktırmamak için gülümseyin ve ortamın akışına bırakın kendinizi. Hisler sizi dürtecek ama olsun. Gülümseyin. Önemli bir husus var ki o da şöyle, “aktif olabileceğiniz ortamlarda” bulunun. Çok kalabalık bir ortamda telefonla uğraşıyorsanız etkileşim halinde değilsinizdir. O yüzden 5-6 kişilik arkadaş gruplarıyla veya ailenizle vakit geçirmek daha verimli olacaktır.

  • Vücudunuz sürekli aktif olsun.

Bunu yapabilmek için tabi ki enerjiye ihtiyacınız var. Bu yüzden sağlıklı olacak bir biçimde sürekli yemek yemeye çalışın. Spor yapabilirsiniz. Spor salonunda vücut geliştirme antremanı yapmanız işe yarayacaktır. Ama bir sakatlık çıkar diye endişe ediyorsanız. Koşu, basketbol ve benzeri aktiviteleri yapabilirsiniz. Ben koşuyu daha etkili buldum şahsen. Yüksek tempoda koşmak kan dolaşımınızı arttıracağından o boşluk hissi az da olsa hafifleyecektir.

  • Size boşluk hissini yaratacak şeylerden uzak durun.

Bir yakınınız, olduğunuz durumdan dolayı endişe duyuyor olabilir. Ve size dikkat etmeye çalışıyor olabilir. Buna müsaade etmemeye çalışın. Kibar bir şekilde dile getirin. Kendinize ve çevrenize iyi olduğunuzu ispatlmaya çalışın. Evet zor biliyorum ama bir süre sonra bu yalana kendinizi inandırdığınız için iyileşmiş olacaksınız. Sinema, konferans, zevk almadığınız bir ders, sıkıcı bir insan veya topluluk gibi etkenlerden gerektiğince uzak durmaya çalışın. Çünkü boş anınızda düşünceler yine etkinleşecek ve deper atakları ardından dereal atakları daha da artacak.

  • Çevrenizdeki insanlara eskisi gibi yakınlaşmaya ve kendinize hatırlatmamaya çalışın.

Bu kalıcı bir durum olmadığından, geçeceğini bilmelisiniz. Bu hastalıkla bir süre yaşamayı öğreneceksiniz o kadar. Üzülmeyin çünkü bazen “keşke depere girseymişim” diyeceğiniz zamanlar olacak.

  • Kendinizi ödüllendirin.

Benliğinizi iyileştirmek için attığınız adımlar için kendinizi tebrik edin. Ödüllendirin. Örneğin çok sevdiğiniz bir çikolatayı bir hafta boyunca hiç almayın ve hafta sonunda verdiğiniz çabalardan ötürü çikolatayı afiyetle yiyin.

  • Antidepresanlara başvurmayın.

Antidepresan sizi daha da hafiflemiş gibi hissetireceğinden dolayı tercih etmemenizi öneririm. Vücudun sürekli aktif olması sizin için en büyük avantaj.

  • İş hayatı yoğun olan insanlar, işlerindeki verime; öğrenciler ise derslere ve sosyal aktivitelere kafa yormaya çalışmalı.

Eğer hayatın kargaşası sizi daha çok yoruyorsa uzaklaşmaya ve kendi rahat ortamınızda aktif olmaya; tam aksine yalnızlık sizi yoruyorsa sevdiklerinizle vakit geçirmeye gayret gösterin.

  • Beyninizi tek bir şey için odaklayın.

Bundan kastım sizi üzen şeyleri daha fazla düşünmek değil. Satranç, sudoku ve çeşitli zeka oyunları oynayarak beyninizi bir yere kitleyerek boşlukta olma hissi biraz daha azalacaktır.

  • Öğretmeninize, aile büyüklerinize, eşinize, iş arkadaşlarınıza ve size yakın olan birçok kişiye durumu abartmadan açıklamaya ve kötü bir durum olmadığını söylemeye çalışın.

Bu sayede yakınınızdaki kişilerin sizin üzerinizde kurduğu acı verici bakışlardan kurtulmuş olursunuz.

  • Hastalığınız hakkında daha detaylı bilgiler okuyarak kendinizi üzmeyin.

Forumlarda veya sağda solda gördüğünüz yazılar sizin içinizi daha çok karartacak ve ümitlerinizi yıkacaktır.

  • Sabredin…

Sabredin ve iyileşeceğiniz günü bekleyin 🙂

Eğer en acı verici seviyede iseniz şunu söylemeliyim ki bütün o ölüm korkusu gelecekte size tamamen komik gelecek. Sadece karmaşık cümlelerin size bir oyunu o kadar. Dini açıdan bakacak olursak “vesvese” den başka bir şeyden ibaret değil. Boşverin gitsin. Koşun, eğlenin ve rahatsızlığınız yüzünden kendinizi ordan buraya vurup güzel günlerinizi kaçırmayın.

Bi’ Progremci’nin tecrübelerinden ufak bi’ kesit 🙂

Kendinize iyi bakın…

Reklamlar

Bir Ruh Bir Beden” için 2 yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla