Ütopya-Ul Kukumav

Minik gözleri ile tren raylarına bakarken yavaşça kaydığını hissetti minik Ömer. Ufacık elleriyle toprağa tutunmaya çalışsada maalesef hiçbir sonuç elde edemiyordu ve karton kutulara doğru yol alıyordu. Annesinin şefkatli kollarına bir tren rayı kadar uzak iken, belki de artık bir daha merkez üs’ten bile çıkamayacaktı.

Gözlerini açtı, çipleri paketlemek için kullanılan büyük karton kutunun içinde buldu kendini. Dolgun ve minik bacaklarını uzatıp üzgün bir ifade ile yamacın yukarısına bakıyordu. Belki de ağlasa birileri onu duyacak mesafedeydi. Ama yaşadığı şaşkınlık bunu mümkün kılabilir miydi ki…

BÖLÜM-1 (Merkez Üs)

Bir yıllık ahlak ve zeka eğitimden geçen bebekler, ailelerine teslim edilmek üzere vagonlara bindiriliyordu. Koloniler arasında en temiz bölgeler olarak sayılan merkez üsler, bebekler bindirilmeden önce hummalı bir telaş içinde oluyordu. Bebekler ve yolculuk yapacakları vagonlar temiz olmalıydı. Bebekler arkadan başlayarak tek tek bindirilmeye başlanmıştı. Kemerleri bağlanıyor, süt içmeleri için vagon deposundan uzanan pipetler ağızlarına yakınlaştırılıyordu. Ardından cam kapak üstlerine kapanıp koltuklar geriye doğru yaslanıyordu. Fakat iki numaralı vagon boştu. O vagon en kadim ve ahlaklı koloni olan “Yakut” kolonisine ait bebek Ömer’i taşıyordu. Ancak henüz tam olarak bindirilmemişti. Çünkü doğumdan sonra takılan hayat çipi ağrızalanmış ve tamir edilmesi için atolyeye sevk edilmişti. Sorumsuz bekçiler istasyonda sohbet ederken iki numaralı vagonun kapağını kapatmayı unutmuşlardı. Bu sırada Ömer ayaklarıyla kendini iterken, vücudu vagondan sarkmaya başlamıştı.

Çimlerin arasında gördüğü küçük sarı top çok dikkatini çekmişti ve vagondan kendini ittire ittire çıkmıştı. Çimler henüz yeni sulandığından yerler olabildiğince ıslaktı. Fakat bu onun umrunda değildi. Sarı topu istiyordu sadece. Topa yaklaştı. Önünde bir yokuş vardı ve top da tam kenardaydı. Ömer yavaşça emekliyip durdu. Topa parıldayan kahverengi gözleriyle bakıyordu fakat ellemiyordu. Aşağıdan esen rüzgar onu sanki uyarmaya çalışıyordu.

Vagonlara doğru başını hafifçe döndü. Bir an yavaşça kaydığını hissetmeye başladı. Daha yeni çıkmış tırnaklarını toprağa geçirmeye, tutunmaya çalışıyordu. Dudaklarını büzüştürdü ve aniden yamaçtan aşşağıya doğru kaymaya başladı. Gözlerini kapatmış yere inmeyi bekler gibiydi. Yaklaşık iki metrelik yamaç onun için o kadar yüksekti ki, tedirgin olmuştu. Kutuların arasında çaresizce beklemeye devam ediyordu. Ufacık elleriyle ses çıkarmak için vuruyor ama tren gürültüsünden kimse onu duymuyordu.

Ömer’in tamir edilen çipini takması için görevlendirilen görevli, onu görmeyince içini bir korku kapladı. Etrafına baktı fakat ona dair hiçbir iz bulamamıştı. Tren görevlilerine sorduğunda en son vagonun da olduğunu ve süt deposuyla oynadığını söylüyorlardı. Trenin kalkış vakti gelmişti ve tren sürücüsüz olduğundan hemen yola koyuldu. Treni durdurmaya çalışan görevli kadın o kadar çabaya rağmen yine de durduramamıştı. Yere eğildi, gözünden akan gözyaşını koluyla silmeye çalışıyordu. Ömer ise ümidini kesmiş, sessizce kutulara parmaklarını batırıp çıkarıyordu. Arada bir kafasını kutudan dışarı çıkarıyor birinin gelip gelmediğine bakıyordu.

Tren görevlileri kollarına baktıklarında çipleri kırmızı yanıyordu. Yaptıkları sorumsuz davranış yüzünden ahlak puanları gittikçe düşüyordu. Görevli kadın elinde tamir edilmiş çiple çaresiz, rayların yanında başı eğik bir şekilde ilerliyordu. Birden kutuların olduğu yerden bir ses duydu. Bu bir tıkırtı sesiydi. Önce kafasını aşşağıya eğdi, sesin geldiği yönü bulmaya çalıştı. Kutuların birinde bir parmağın kartonu delip geri çektiğini gördü. Garip bir tebessüm kapladı yüzünü. Elinden destek alıp şaşırmış bir şekilde aşağıya doğru inmeye başladı. Minicik bir parmak sürekli girip çıkıyordu. Gülümseyerek kutuya yaklaştı, Ömer’in parmağını tam çıktığı anda hafifçe tuttu. Minik Ömer sakince kafasını kutudan çıkardı. Mavi gömlekli bir kadınla karşılaştı. Kadına bakarken yavaşça parmağını çekmeye çalışıyordu. Korkmamıştı, çünkü ona mavi gömlekli insanların görevli ve onların iyi olduğu öğretilmişti. Ellerini bacaklarının arasına indirdi. Kutunun içinden görevliye gülümseyerek bakıyordu.

Kadın Ömer’i kucağına aldı ve biraz ötedeki merdivenlerden rayların olduğu yola çıktı. İkisinin de yüzü gülüyordu. Ama bir sorun vardı. Tüm bebekler merkez üsten ayrılmıştı. Yeni doğumlar olana kadar hiçbir tren kalkmayacaktı. Bir masaya oturdular ve görevli kadın Ömer’i masanın üstüne oturttu. Kolunu uzatmasını istedi ve içinde çip olan bilekliği koluna bağladı. Ellerini sıkıca sardı ve tombul küçük ayaklarından hafifçe öptü, gülümsedi.

BÖLÜM-2 (Kırık Kalpler)

Ömer eliyle bilekliğin ekranına dokunup ANNA‘yı açmaya çalışıyordu. ANNA ömür boyu ona yardım edecek ve kolonisinin belirlenmesi için analiz yapacak sanal asistanıydı. Üstüne tıkladıktan bir süre sonra ANNA karşısında hologram şeklinde birden açılıverdi. Tam geriye doğru düşecek iken görevli onu sırtından hemen tuttu. ANNA Ömer’e bakıp göz kırpıyordu. Gülümsedi. Eliyle hologramı tutmaya çalışıyordu, bir yandan da ANNA gibi gözünü kırpmaya çalışıyordu. Çok mutluydu.

Görevli kadının çipi beklenmedik bir şekilde hemen açıldı. Kadının ANNA’sı üzgün bir ifadeyle ona bakıyordu. Ömer’in ailesinin öldüğünü ve artık bebeğin kolonisi belirlenene kadar merkez üste onunla beraber yaşaması gerektiğini söylüyordu. Kadının şaşkın ve üzgün bir ifade ile Ömer’in gülen yüzüne bakıyordu. “Anlaşıldı” diyip elini çipin üstüne koydu ve sessizce Ömer’e bakmaya devam etti.

Ömer artık genç bir birey olana kadar görevli ile beraber yaşayacaktı.

Aradan yıllar yıllar geçti. Ömer artık on beş yaşına gelmişti. Görevli kadını annesi gibi görüyordu. Onunla beraber oyunlar oynadı, okuyabileceği ne kadar kitap varsa küçük yaşta okudu ve merkez üs’teki işlerinde ona yardım etti. Elindeki çip artık merkez üs’ten çıkıp hayata atılması gerektiğini hatırlatıyordu. Vedalaşmak için odasından salona geçti. Buluştukları ilk günkü gibi yine sessizce sarıldılar. Kadının gözünden bir damla daha yaş aktı. Gözyaşını Ömer’in omzunda silmeye çalışıyordu. Onu hiç bırakmak istemiyordu. Elini tutup merkez üssün kapısına kadar eşlik etti. Kapı yavaşça açıldı ve Ömer ağır adımlarla kadına bakarak merkez üsten uzaklaştı.

BÖLÜM-3 (Başlangıç)

Ömer bilekliğine dokundu ve ANNA’nın çıkmasını bekledi. Etrafta camdan yapılmış yarım dairelerden oluşan dev kolonilere bakıyordu.

-Nasıl yardımcı olabilirim Ömer?

Bana gerekli tüm bilgileri verir misin ANNA?

-Elbette. Bildiğin üzere bebekliğinden itibaren hep seninleydim. Beni merkez üste kullanmasan da, yaşamın boyunca benden yardım alabilmen için programlandım. Şuan ekranda gördüğün şey senin kimliğin. Ahlak puanın sıfır olarak gözüküyor. Peki bu ahlak puanı senin ne işine yarayacak anlatayım. Yaptığın her davranış sonucu senin kimliğine belirli bir puan ekliyorum. Bu puan çok önemli. Çünkü bu sayede etrafında görmüş olduğun binbir çeşit farklı dünyalardan oluşan bir kolonide yaşayacaksın.

İnsanlara iyi davranırsan, öğrendiğin bilgileri olumlu yönde kullanırsan, kolonine faydalı bir insan olursan, insanları doğru yola sürüklersen ve kendini geliştirirsen olabildiğince yüksek puanlar alıp bulunduğun koloniyi yönetim hakkı elde edersin. Yönetici olduğunda kolonine girebilmek için asgari puanı belirleyebilirsin. Bu sayede bulunduğun topluluğu hatta kolonin büyüyüp bir devlet haline gelirse ulusunun toplum ve ahlak seviyesini üstte tutabilirsin. Ve artık orası senin dünyan oluyor. Kendi kararların ve kendi düzenin. Bütün koloniler bu yüzden birbirinden farklıdır.

Eğer yöneticinden yüksek bir ahlak seviyesine ulaşırsan, yeterli bilgiye sahip olursan ve bu kolonide kalmak istemezsen kendi kolonini kurabilirsin. Ama eski bulunduğun koloniden irtibatın kesilir. Ne sen ne de onlar seni etkileyecek. Şuan en büyük ve en medeni toplum Yakut kolonisi. Yani senin ailenin yönetici olduğu koloni. Ve herkes tarafından örnek alınan yegane toplumlardandır. Fakat ailen cam korumanın altında kalıp vefat ettikten sonra başka bir yönetici başa geçti. Kendisi babanın en yakın arkadaşı olur. Fakat ailenden hiç kimse orada olmadığından seni oraya taşıyamam. Bu yüzden merkez üssün emriyle sana yeni bir koloni açmaya karar verdik. Burada kendi düzenini kuracaksın. İstediğin türden bitki ve binayı sana inşa edicez. Bundan hiç süphen olmasın. Unutmaman gereken birkaç kural daha var. Her bireyin ortak olduğu birkaç esas koloni var. Yeni doğan her bir çocuk bildiğin üzere merkez üste eğitim görüyor. Ve önemli kararların verildiği en büyük komuta merkezi. Dünyanın birçok yerinde bu üslerden var. Bu sadece koloniler arası güvenliği sağlamak için yapılan bir sistem. Fakat kolonilerin içine karışamıyorlar.

Her kolonin yanında birer hastane ve koloniler arası ulaşım gibi her yerde aynı olan küçük beşer kişilik komuta merkezleri var. Ve şuanlık bilmen gereken tüm bilgiler bunlar. Birazdan dronun gelip seni bizim hazırladığımız kolonine bırakıcak. İyi günler dilerim”

Ömer derin bir nefes alıp yanında duran dronuna bindi. Koltuğuna yaslandı ve camdan son defa merkez üsse baktı. Gözlerini kapattı ve kafasında ideal devlet modelini tasarlıyordu. Hedefi en ideal ve ahlaklı devleti oluşturmaktı.

BÖLÜM-4 (Kuruluş)

Yavaşça koloninin kapısının önüne iniş yaptı. Henüz 15 yaşındaydı fakat yaşına göre çok olgundu. Kapıyı ağır hareketlerle açtı ve ANNA’dan tüm elektrik, su ve güneş panellerini açmasını istedi. Bu esnada etrafa hızlıca bakınıyordu. Dikkatini çeken şeylerden biri ise evlerin en fazla 2 katlı olmasıydı. Hiç bina yoktu etrafta. Her yolda farklı türden bitkiler görüyordu. Yüzü gülüyordu ama biraz da düşünceliydi. Çimenlere oturdu ve görevli kadınla beraber yaşadığı çocukluk anılarını hayal ediyordu. Ayağa kalktı ve etrafına bakındı. Kapıdan yeni birileri giriyordu. Birkaç aile ve genç yaşlarda birkaç adam yaklaşıyordu ona. Onunla beraber yaşamak istediklerini ve ailesinin en yakın dostları olduklarını söylüyorlardı. Ömer gülümsedi ve onları köşke davet etti. Yolda giderken fikirlerini anlatıyor ve yorumlarını almaya çalışıyordu. Gelen misafirlerin çiplerine baktı ve ahlak puanlarının sıfırlanmış halde olduğunu farketti. Onlara neden sıfırlanmış olduğunu sorduğunda başka bir koloniden geçtikleri için sıfırlanmak zorunda olduğunu söylediler. Masaya oturup oluşturacakları koloninin kurallarını tek tek yazmaya başladılar.

Yeni gelen her bir vatandaşa saygılı davranılacaktı. Yeme, içme gibi ihtiyaçları oracıkta karşılanacak ve bir ev tesis edilecekti. Bunun karşılığında ise yeni gelen kişinin yeni bir ürün üretmesi gerekiyordu.

Yeni gelen çocuklar ömür boyu üretim yapan ve okur yazar büyükleri yanında eğitim görecekti. Ahlak puanının yanında ek olarak meslek ve zeka puanı eklenecekti. Kendi meslek dalında olan insanları toplayıp kendi koloni içindeki koloniyi oluşturabilecekti. Herkes kendi dalındaki insanlarla aynı eğitimi görecek, verimsiz olan kişiler ise kendini geliştirecek bir alan bulması için yardım edilecekti. Ahlak puanı düşenler ise diğer kolonilere transfer edilecekti.

Herkes aynı toprağa ekim yapıp kullanacak, mal ve mülkiyet olmayacaktı. Kendi iş kolonisini oluşturan insanlar yönetici olarak yine en ahlaklı ve erdemli kişiyi geçireceklerdi. Kişiliklere saygılı olmayan ve ayrımcılık yapan insanlar direkt koloniden kavulacaktı.

Her hafta bir vatandaş ilgi olduğu konuda sunum yapacak ve düşüncelerini dile getirecekti.

Kurallar bir deftere yazıldı ve herkes tarafından imzalandı. Ömer yavaşça masadan kalkıp cama baktı.

“Sadece saygı, sevgi ve mantık istiyorum. Hepinizden tek dileğim bu.”

BÖLÜM-5 (Yükseliş)

Günden güne koloniye katılan kişi sayısı artıyordu. Hatta diğer kolonideki insanlar kendilerini geliştirip ahlak puanlarını yükseltiyordu. Koloniler topluca yeni KUKUMAV Ütopyasında katılıyordu. Sık sık yöneticiler değişiyor ve herkes her geçen gün daha modern bir toplum haline gelmeye başlıyordu. Ve sonunda iki büyük koloni kalmıştı dünyada. İki yarım küreyi temsil eden bu devletler kendi içlerinde bölükler kurarken hem yönetimi güçlendiriyorlar hem de insan ırkını daha iyi bir noktaya getirmek için sürekli üretim yapıyorlardı. Ahlaklı yapıları sayesinde kimse kötüye yönelmiyordu. Yönelenler başka bir koloniye bırakılıyor ve kendilerini geliştirmeleri isteniyordu.

Diğer gezegenlere iş tesisleri kurmak için uzay seyahatleri başlıyordu. Diğer gezegenlere de koloni kurulmaya çalışılıyordu. Artık tüm dünya tek bir koloni haline gelmişti. Ömer’n istediği ideal devlet modeli gerçekleşmişti fakat git gide yaşlanıyordu. Çocukları farklı bölüklerde yöneticilik yaparken, kendisi eşiyle birlikte modernleşen dünyayı izliyordu. Yüzü gülümsüyor ve bütün bunları kaleme aldığı kitabının son satırlarına geliyordu. Artık devletin adı Ütopya-ul Kukumav değil IDEA’ydı.

Yazdığı kanunları tüm bölüklere yayınlama emri verdi ve camdan ulusuna doğru baktı. Gözlerini esen rüzgara karşılık yavaşça kapattı ve şehir merkezinde bulunan dev sarı topa doğru baktı. Geriye döndü, yatağın başlığını oluşturan tren rayına baktı. Dizlerini yavaşça çöktü ve hayata gözlerini yumdu.

Ömer Ayyıldız

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla